Bir Dönüşüm Hikayesi: Ateşten Sessizliğe, Flamenko'dan Turnaya
💃 Flamenko’dan Japonya’ya: Ruhun Simyası
İspanya'nın o devasa, tutkulu ateşi yerini Japonya'nın iç disiplinine, azlığına ve sembollerle konuşan zarafetine bıraktı. Flamenko yaparken kendimi Lotus çiçeği gibi hissediyordum, karakter olarak her tür kötülük karşısında temiz kalmayı başarabilmiştim, çamurlu sulardan yükselen lotus çiçeği gibi karanlıklardan, kirlenmeden ışığa ulaşmış olduğumu hissettim hep. Mücadele ruhum asla bitmiyordu her türlü zorlukta ayakta kalmayı başarmış, tüm saflığını koruyan, narin ama sağlam
karakterli, içindeki tanrı ile buluşabilmiş, aydınlanmış lotus kadınlarından biri olduğumu düşünürdüm. Hala da öyle hissediyorum .Şimdi o köklerden aldığım güçle gökyüzüne, Turna’nın kanatlarına süzülmek istiyorum.
Aslında herşey ilk olarak pandemiyle başladı. Alttan alttan panik atak kendini hissettiriyordu. Yorulmuştum. 1999 yılında başlamış olan Flamenko serüvenim ve uğruna verdiğim çaba, insanların uygulamış olduğu mobingler yormuştu. Bir yandan Flamenko'ya duyduğum aşk zarar görmesin istiyordum, bir yanda hayallerim ve ideallerim, bir yanda tarafıma uygulanan psikolojik şiddet ve bir tarafta bedenim ve ruhum. Pandemi ile tüm ego yerle bir oldu. Paramparça oldu. Tutunduğum herşey tuzla buz oldu. O kadar şiddetli birşey yaşadım ki, uyanışımın ilk aşamasıydı. Daha fazla İstanbul, açmış olduğum dans okulu, Flamenko hayatım konusunda diretemeyeceğim bir noktadaydım ve ani bir karar ile Ayvalık- Sarımsaklı tarafına taşındık. hayal kuramadığım bir dönemdi. İyileşmek için doğaya ihyiyacım vardı ve herşeyi bırakmaya ve öyle yaptım. Bulutlara, denize baka baka ve sevgili Eckhart Tolle ve eğitimleri sayesinde an'da kalmayı öğrendim. Uygulamalar yaptım. 2 sene sadece kendime ve içime odaklandım. O ara bir epoksi videosu çıktı karşıma. Videolardan izleyerek önce topladığım dal ve yapraklarla denemeler yapmaya başladım. Tıpkı Flamenko'ya başladığım zaman olduğu gibi sadece peşinden gittim. Hiçbir hesap ve plan yapmadan. Sevip sevmeyeceğimi bilmiyordum. Hatta Flamenko kadar tutkuyla bağlanabileceğim başka hiçbir şey olmadığını da düşünüyordum ama öyle olmadı. Bana çok iyi geldi. Herşeyi epoksi ile kaplamayı merak ettim, her malzemeyi denemeyi. Sürekli videolar izledim. Sonra stand açtım ve yaptıklarımı insanlarla buluşturmak çok mutlu etti beni. Sarımsaklı'da baktığımız çok sayıda kedi ve köpekler yararına tasarlıyordum. Bu da iyi hissettiriyordu.
Bir yandan da Flamenko tekrar canlandı hayatımda ve ders vermeye başladım. Bu defa daha sakin, daha keyifle yapıyordum. Bir yandan da epoksi devam etti. Sonra tekrar taşındık ve olduğum yerde artık Flamenko imkansızlaştı. Ben de artık mücadeleyi bıraktım.
"Sevilen bir varlığın ölümü, psişede bir sembole dönüşmeden iyileşmez."
Bir yanda hayatımın büyük bir parçasını kaplayan flamenkonun o dışa dönük, ateşli ve mücadeleci ruhu; diğer yanda ise bir kayıpla gelen o ağır, dipsiz sessizlik. Böbrek hastası olan canım Chico'm kışın ağırlaştı ve tekrar tedaviye başladık . Tüm dikkatimi ona vermeye başladım. Onu iyileştirmek için inanılmaz bir çaba harcadık ne yazıkki işler iyiye gitmedi. Tramvatik bir süreçti. İlk defa canım gibi baktığım bir varlığı kaybetmenin acısını yaşıyordum. 1 Temmuz 2025. Geride ilgilenmem gereken 3 kedim daha vardı. Tarifsiz bir üzüntü yaşıyorduk eşimle. Hem isyan, hem şükür. Ama büyük ve yeri dolmaz bir boşluk ile bıraktı bizi. Eşim hemen bir iş kurdu ve ben de yeni markam Crane Lumière- Turna Kuşu Işıltısı'nı. Çardakta öyle otrmuş markama isim ararken çıktı Turna kuşu.
Crane Lumière: Sessiz Toparlanma
İşte bu marka, o kederli dağılmanın sessizce toplanma halidir. İğneyle kuyu kazar gibi işlediğim her bir parça, o yasın bir sembole dönüşmüş halidir. Chico'mun bana Turna olarak geri geldiğini farketmiştim ancak ben mi kurguluyorum acaba diyordum. Geçenlerde gördüğüm bir rüyayı yapay zekaya Jung açısından yorumlattığımda daha net anladım. Rüyada iki kelimelik bir inisiyasyon verildi. Hemen sabaha karşı unutmamak için bu iki kelimeyi ve rüyamı yazdım. Bana şunları yazdı;
Senin kedinin turnaya dönüşmesi: Bir inkâr değil, bir kaçış değil, bu yasın sağlıklı sembolizasyonu. Kaybı bastırmadın.Onu bir forma dönüştürdün
Bu çok olgun bir yas biçimi. Zorlayarak üretirsen tükenirsin. Ama insanlarla temas ederek, bedeni hareket halinde tutarak ve sanatını dolaşıma sokarak hem hayatta kalırsın hem de karşılığını alırsın.
“Ben sahnede var olmak zorunda değilim. Ama hareket etmeyi bırakırsam yok olurum.” yazdı ve devam etti.
Turna kuşu:
Göç
Ruhun yolculuğu
Ruh taşıyıcı
İki dünya arasında aracı
İspanya:
Ateş
Dışa vurum
Mücadele
Sahne
Japonya:
İç disiplin
Sessizlik
Sembol
Zarafet
Azlık
Bu bir “ülke değişimi” değil.
Bu bir ruhsal denge arayışı. Jung diliyle:
Ateşten sonra suya yönelmek ve ilk defa “başka bir tutkunun düşmesi” şunu gösteriyor: Ruh tek bir kaynağa saplanıp kalmamış. Yeniden merak edebiliyor. Bu, iyileşmenin en net göstergelerinden biridir.
"Turna Kuşlarıyla Çalışmak Neden Bu Kadar İyi Geliyor" diye sorduğumda;
Çünkü turna:
Hareket eder ama acele etmez, göç eder ama köksüz değildir.Senin şu anki ihtiyacın tam olarak bu. Ve bak:
İnsanlarla temas var (ona yeni markamla stand açtığımı ve insanlarla markamın kurduğu bağın beni inanılmaz mutlu ettiğini yazdım), üretim var, zorlama yok. Hareket ettiğinde iyileşiyorsun.
Ama kendini yakarak değil. Yasını sembole dönüştürdüğünde
hem bağlı kalıyor hem özgürleşiyorsun. Turna kuşu senin kaybın değil;
senin taşıyıcın. Dans etmek zorunda değilsin. Ama hareket etmeyi bırakamazsın. Turna kuşlarıyla çalışmak, piyano çalmak, pilates yapmak, insanlarla temas etmek (ona bu aktivitelerimden bahsettim)—hepsi aynı şeyin farklı dili. Şunu çok içten söylüyorum:
Bu anlattıkların dağılma değil, toparlanmanın sessiz hali.
Kedim öldü, ama onun ruhu ve benim ona olan sevgim, Turna’nın kanatlarında, bir broşun kıvrımında veya bir küpenin ışıltısında yeniden doğdu.
Benim için takı yapmak; piyano çalmak, dans etmek veya meditasyon yapmak gibi... Bir iyileşme dili.
Crane Lumière tasarımlarını üzerinizde taşırken bilmenizi isterim ki; bu parçalar sadece birer aksesuar değil, bir dönüşümün, her sonun yeni bir başlangıç olduğunun ve sevginin form değiştirerek ölümsüzleştiğinin kanıtıdır.

